Sağlık kurulu raporunda ne yazmalı?
İzmir’de sabah uyanmışım, güneş “ben buradayım” diye bağırıyor ama benim iç sesim daha yüksek: “Bugün yine hayatla küçük bürokrasi savaşlarına giriyoruz.” Kahve yoksa ben yokum, ama konu sağlık kurulu olunca kahve bile “ben bu işe karışmayayım” deyip geri çekiliyor.
Sağlık kurulu… Hani şu adı kulağa ciddi, içeriği bazen “neden geldim ben buraya” dedirten sistem. Ve herkesin kafasında aynı soru dönüyor: Sağlık kurulu raporunda ne yazmalı? Soru basit gibi ama cevabı, İzmir trafiğinde karşıya geçmeye çalışmak kadar sabır istiyor.
Bekleme salonunda hayat muhasebesi
Hastane koridorundayım. Klima ya çalışıyor ya çalışmıyor; arası yok. Yanımda biri sürekli dosyasını kontrol ediyor, sanki bakarsa rapor kendini güncelleyecek.
İç sesim:
“Tamam, sakin ol. Bu sadece bir rapor. Hayatını belirlemiyor.”
Diğer iç sesim:
“Emin misin? Çünkü burada herkes Nobel ödülü alacakmış gibi ciddi.”
Bir teyze yanımda mırıldanıyor:
— Evladım sağlık kurulu raporunda ne yazmalı biliyor musun?
Ben:
— Keşke yazması gereken şeyle yazılan şey aynı olsa teyze…
İşte o an anlıyorum ki bu konu sadece tıbbi değil, aynı zamanda hayatın “resmi diliyle” sınavı.
Sağlık kurulu raporunda ne yazmalı? sorusunun perde arkası
Infs olarak bu yazımızda “Sağlık kurulu raporunda ne yazmalı” konusunu masaya yatırıyoruz. Keyifli okumalar!
Aslında mesele çok net gibi: teşhis, bulgular, değerlendirme… Ama gerçek hayat öyle işlemiyor. Çünkü her insanın durumu ayrı bir hikâye, her hikâyenin de ayrı bir “resmi dile çeviri problemi” var.
Ben İzmir’de büyümüş biri olarak şunu öğrendim: İnsan burada çayını bile “biraz açık mı olsun?” diye tartışırken, sağlık kurulu raporunda ne yazmalı sorusu biraz daha derin bir meseleye dönüşüyor.
Çünkü rapor dediğin şey sadece “neyin var” değil, aynı zamanda “sen kimsin ve sistem seni nasıl görüyor” belgesi gibi.
Doktor odasında geçen mini tiyatro
Kapı açılıyor.
Doktor:
— Şikâyetiniz?
Ben:
— Hocam uzun anlatırsam rapora roman yazılır, kısa anlatırsam eksik kalır.
Doktor gülümsemiyor bile. Profesyonel.
İç sesim:
“Tamam, yanlış başlangıç yaptık.”
Sonra klasik süreç başlıyor: tetkikler, ölçümler, sorular… Ve o sırada insan kendi bedenine dışarıdan bakmayı öğreniyor gibi oluyor.
Bir noktada doktor kağıda bir şeyler yazarken aklımdan şu geçiyor:
“Acaba sağlık kurulu raporunda ne yazmalı diye Google’a yazsam daha hızlı ilerler miydi?”
Ama işte gerçek hayat Google değil, bekleme salonu.
Raporun dili: İnsan mı yazıyor, sistem mi?
Sağlık kurulu raporu dediğimiz şey aslında iki dünya arasında bir çeviri metni gibi. Bir taraf insanın yaşadığı şeyler, diğer taraf ise bunların resmi, steril ve net cümlelere dönüşmesi.
Ama bazen insan düşünüyor:
— Benim hissettiğim şey “orta şiddette yorgunluk” mu, yoksa “hayatla kısa devre” mi?
İşte bu yüzden sağlık kurulu raporunda ne yazmalı sorusu sadece teknik bir soru değil, biraz da felsefi.
İzmir’de arkadaş ortamında bu konuyu açsan biri mutlaka şunu der:
— Kanka rapora “hayattan sıkıldım ama hâlâ ayaktayım” yazsalar keşke.
Herkes güler ama içten içe herkes anlar.
Gerçek hayat ile resmi dil arasındaki çeviri hatası
Mesela sen diyorsun ki:
“Bazen nefes almak zor geliyor.”
Rapor dili:
“Solunum fonksiyonlarında subjektif rahatsızlık hissi.”
Sen diyorsun ki:
“Bazen yürürken yoruluyorum.”
Rapor:
“Efor kapasitesinde azalma gözlenmiştir.”
İç sesim:
“Ben aslında sadece merdiven çıkınca nefes nefese kalıyorum ama bu cümle beni sanki olimpiyat sporcusu yapmış.”
Sağlık kurulu raporunda ne yazmalı? sorusuna sokak cevabı
İzmir sokaklarında bu soruyu sorsan cevaplar çok daha samimi olur:
— “Ne yazsın işte, gerçeği yazsın.”
— “Ama hangi gerçek abi?”
— “Senin gerçek.”
Ve burada işler karışıyor. Çünkü herkesin “gerçeği” farklı.
Benim gerçeğim:
Sabah enerjik başlayıp öğlene doğru “ben neden buradayım” evresine geçmek.
Bir başkasının gerçeği:
Sürekli ağrı, sürekli kontrol, sürekli bekleyiş.
Ama rapor bunları tek bir sayfada toplamak zorunda.
Bekleme süresinin insan psikolojisine etkisi
Beklemek… Hastane beklemek… Bu ayrı bir zaman dilimi. Telefonun şarjı düşer, sabrın düşer ama sıra numarası düşmez.
Yanımdaki genç:
— Kaç numarasın?
Ben:
— 78.
O:
— Ben 42’ydim, hayat benden hızlı ilerliyor.
İç sesim:
“Bu cümle rapora yazılsa teşhis olur.”
Ve işte o an tekrar aynı soruya dönüyorum: Sağlık kurulu raporunda ne yazmalı?
Belki de “bekleme salonunda geçirilen süre” bile bir kriter olmalı.
Rapor yazılırken insan ne hisseder?
Bir noktada insan kendini laboratuvar sonucu gibi hissediyor. Sanki hayatın tüm karmaşası birkaç satıra indirgenecek.
Doktorlar ciddi, hemşireler hızlı, sistem düzenli. Ama insanın içi biraz dağınık.
Ben:
“Hocam bu kadar şey yazıldı, ben hâlâ aynı kişiyim değil mi?”
Doktor:
“Evet.”
Kısa, net, etkili.
İç sesim:
“Bazen en kısa cevaplar en çok şeyi anlatıyor.”
İç sesle dış gerçek arasındaki mesafe
İçimde iki kişi var gibi:
Biri sürekli espri yapıyor:
— “Kanka sağlık kurulu raporunda ne yazmalı? ‘Bu çocuk çok düşünür’ yazsınlar.”
Diğeri ciddi:
— “Hayır, doğru bilgi önemli.”
Bu ikisi bazen çarpışıyor. Ama belki de insanı ayakta tutan şey tam olarak bu çarpışma.
Sağlık kurulu raporunda ne yazmalı? sorusunun en insani cevabı
Bütün teknik detayları bir kenara koyunca, aslında mesele şu:
İnsan ne yaşıyorsa onun doğru, anlaşılır ve dürüst bir şekilde ifade edilmesi.
Ama bunu söylerken bile insan gülümsüyor çünkü hayatın kendisi bazen ciddi, bazen komik, bazen de “ben ne yaşıyorum?” dedirten bir karışım.
İzmir’de deniz kenarında yürürken düşündüğüm şey şu oluyor:
“İnsan kendini anlatmakta zorlanıyorsa, rapor bunu nasıl kolaylaştırabilir ki?”
Küçük anların büyük anlamı
Bir gün hastaneden çıkıp Kordon’a iniyorum. Rüzgâr var, martılar bağırıyor, hayat devam ediyor.
Ve ben düşünüyorum:
— Az önceki koridorda herkes aynı şeyi yaşıyordu ama farklı şekilde anlatıyordu.
— Kimisi sessizdi, kimisi gergin, kimisi umursamaz görünüyordu.
Ama hepsinin ortak bir noktası vardı:
Bir sayfaya sığdırılmaya çalışılan hayatlar.
İşte bu yüzden sağlık kurulu raporunda ne yazmalı sorusu sadece bir prosedür değil, insanın kendini ifade etme mücadelesi gibi.
Umarız “Sağlık kurulu raporunda ne yazmalı” ile ilgili aklınızdaki sorulara yanıt bulabildik. Infs ekibinden sevgilerle!
Son düşünce değil, sadece iç sesin devamı
Eve dönerken otobüste camdan dışarı bakıyorum. İzmir akşamı yavaş yavaş üzerime çöküyor. Günün yorgunluğu var ama garip bir hafiflik de var.
İç sesim:
“Bugün de bir şeyler öğrendin.”
Ben:
“Evet ama tam olarak ne öğrendim emin değilim.”
İç sesim:
“Belki de sağlık kurulu raporunda ne yazmalı sorusunun cevabı, sadece yazılan şey değil, insanın yaşadıklarını nasıl taşıdığıdır.”
Ve bu düşünceyle birlikte şehir ışıkları yavaşça bulanıklaşıyor.
Okumaya Değer: Sağlık koruyuculuğu nedir ?