Bir Kış Akşamının İçinde Başlayan Küçük Hikâye
Kayseri’de kışın nasıl olduğunu bilmeyenlere anlatmak zor. Soğuk sadece havada değil, insanın içine de işliyor. O akşam da öyleydi; camdan dışarı baktığımda kar taneleri sanki yere düşmek istemiyor gibi ağır ağır süzülüyordu. İçimde ise tuhaf bir boşluk vardı. Ne tam bir hüzün, ne de net bir kırgınlık… Sadece adını koyamadığım bir eksiklik.
Günlüğümü açtım. Sayfalar arasında kaybolmayı seviyorum çünkü orada kimse beni yargılamıyor. Ama o gün kalem elimde donup kaldı. Yazacak çok şey vardı ama hiçbir şey yeterince güçlü gelmiyordu. O sırada gözüm masanın köşesindeki koli bandına takıldı.
Basit bir şeydi. Şeffaf, sıradan, her evde bulunan o yuvarlak plastik rulo. Ama o an sanki bana bakıyordu. Sanki “beni fark et” diyordu.
Ve o küçük an, bütün hikâyeyi başlattı.
Koli Bandı ile Ne Yapılır? Sorunun İçinde Saklı Olanlar
Merhaba! Infs sayfasının bu haftaki konusu “Koli bandı ile ne yapılır”. Umarız faydalı bulursunuz!
İlk düşündüğüm şey çok basitti: koli bandı ile ne yapılır?
Kutu kapatılır. Eşyalar sarılır. Taşınırken hayatın dağılmaması sağlanır.
Ama sonra durdum. Çünkü hayatım dağınıktı ve ben hiçbir şeyi kapatamıyordum.
O gün odamda, yarım kalmış kutular gibi duran duygularım vardı. Birini kapatmaya çalışsam diğeri açılıyordu. İşte tam o sırada koli bandını elime aldım. Parmağıma doladım, ışığa tuttum. Şeffaflığına baktım. Görünmez ama var olan bir şey gibiydi.
Belki de insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey buydu: görünmez ama tutan bir şey.
Geçmişten Sarkan Küçük Parçalar
O koli bandı bana çocukluğumu hatırlattı.
Babamın taşınma günlerini… Annemin “şurayı dikkatli sar” diye bağırışını… Ve ben küçücükken kutuların arasına saklanıp dünyanın değişmesini izlerdim. O zamanlar koli bandı sadece bir araçtı. Eşyaları koruyan, düzeni sağlayan sıradan bir şey.
Ama büyüyünce anladım ki hiçbir şey sadece olduğu şey değildir.
Bir günlüğün sayfası nasıl bir insanın içini saklıyorsa, koli bandı da kırılmak üzere olan şeyleri bir arada tutabiliyordu.
Benim içimde de kırılmak üzere olan çok şey vardı.
Geceyle Gelen Düşünceler
Gece ilerledikçe ev sessizleşti. Sadece kaloriferin hafif tıkırtısı vardı. O ses bile bana bir şeyleri hatırlatıyordu: düzeni, devam etmeyi, hayatta kalmayı.
Ama ben o an hiçbirine dahil hissetmiyordum.
Koli bandını masada döndürdüm. Sonra bir defterin kenarı açılmıştı, onu yapıştırdım. Bir fotoğrafın köşesi kıvrılmıştı, onu düzelttim. Bir kitap kapağı yırtılmıştı, onu toparladım.
Her yapıştırışta içimde garip bir şey oluyordu. Sanki ben de kendimi onarıyordum.
Ama asıl mesele şuydu: hiçbir şey tamamen düzelmiyordu. Sadece bir arada duruyordu.
Ve bu düşünce hem rahatlatıcı hem de rahatsız ediciydi.
Kırılganlık ve Şeffaflığın Ağırlığı
Koli bandına bakarken şunu düşündüm: neden şeffaf şeyler bu kadar etkileyici?
Belki de görünmez oldukları için. Belki de varlıklarını hissettiğimiz ama göremediğimiz için.
Ben de bazen böyle hissediyorum. İnsanların yanında varım ama içimdeki kırılmaları kimse görmüyor.
O gece günlüğüme şunu yazdım: “Belki de ben bir koli bandıyım. Her şeyi tutuyorum ama kimse ne kadar gerildiğimi fark etmiyor.”
Bu düşünce içimi acıttı. Ama aynı zamanda garip bir şekilde gerçekti.
Çünkü bazen insanın görevi sadece tutmak olur. Dağılmamak değil, dağılacak şeyleri bir arada tutmak.
Küçük Bir Nesnenin Büyük Anlamı
Sitemizden Önerilen: Karpatka margarinle yapılır mı ?
Ertesi gün sabah olduğunda koli bandı hâlâ masadaydı. Geceki duygular biraz azalmıştı ama tamamen gitmemişti.
Pencereyi açtım, Kayseri’nin soğuğu yüzüme vurdu. O an düşündüm: hayat da böyle bir şey değil mi?
Soğuk geliyor, kırıyor, dağıtıyor… ama biz yine de bir şeyleri bir arada tutmaya çalışıyoruz.
Koli bandı bana bunu öğretti.
Basit bir nesne gibi görünen şey, aslında bana en önemli soruyu sormuştu: “Sen neyi bir arada tutuyorsun?”
Bu soru kolay değildi.
İnsanların Görmediği Bağlar
Gün içinde arkadaşlarımla konuştum. Normal şeylerden bahsettik: dersler, işler, planlar.
Ama içimde başka bir konuşma vardı.
Onlara anlatamadığım şeyler vardı. Dağılmış düşünceler, yarım kalmış hayaller, içimde sürekli yankılanan bir eksiklik.
Ve ben fark ettim ki koli bandı sadece nesneleri değil, bazen insanın kendi içini de tutuyor.
Kimse görmüyor ama o bağ orada duruyor.
Ne kopuyor ne de tamamen sağlamlaşıyor.
Sadece devam ediyor.
Bir Kutunun İçine Sığmayan Duygular
O gün akşamüstü küçük bir kutu hazırladım. İçine eski defterlerimi koydum. Bazı sayfaları yapıştırdım, bazılarını katladım.
Koli bandı burada tekrar devreye girdi.
Her yapıştırışta içimde bir şeyler değişiyordu. Sanki geçmişimle bugünü bir kutunun içine koyuyordum.
Ama o kutu hiçbir zaman tam kapanmadı.
Çünkü bazı şeyler kapatılmak için değil, taşınmak için vardır.
Umutla Yapışan Kenarlar
Günler geçti.
Koli bandı hâlâ masamdaydı. Ama artık sadece bir nesne değildi. Bir hatırlatıcıydı.
Dağılmanın kötü bir şey olmadığını, önemli olanın yeniden tutunabilmek olduğunu hatırlatıyordu.
Bazen hayatta en küçük şeyler en büyük anlamları taşır.
Bir günlüğün kenarı, bir kutunun kapağı, bir fotoğrafın köşesi…
Ve bazen bir koli bandı.
Ben o gün anladım ki insan kendi kırıklıklarını tamamen yok edemez. Ama onları bir arada tutabilir.
Bu da bir tür devam etme biçimidir.
Sonunda Kalan Sessiz Gerçek
Şimdi geriye dönüp baktığımda o kış akşamı hâlâ aklımda.
Soğuk bir oda, yarım kalmış düşünceler, sessiz bir masa ve sıradan bir koli bandı.
Ama en çok da içimdeki değişim.
O küçük nesne bana şunu öğretti: bazı şeyler güçlü oldukları için değil, tutabildikleri için değerlidir.
Ve ben o gece ilk defa şunu hissettim:
Dağılmış olsam bile tamamen kaybolmuş değilim.
Sadece bir şeylerin beni bir arada tutmasına ihtiyacım var.
Ve belki de hayat tam olarak budur.