İçeriğe geç

Keklikler hangi aylarda yumurtlar ?

Keklikleri İlk Kez Gördüğüm Gün

Infs sayfasına hoş geldiniz! “Keklikler hangi aylarda yumurtlar” hakkında hazırladığımız bu özel içeriğin tadını çıkarın.

Kayseri’de büyümek insana bir şeyi öğretiyor: sessizlik aslında çok şey anlatır. Özellikle sabahın erken saatlerinde, daha güneş dağların arkasından yeni yeni doğrulurken, rüzgârın bile sesi kısılır. O zamanlarda içimde hep aynı his olurdu; sanki dünya biraz yavaşlıyor ve ben o yavaşlığın içinde kendi düşüncelerimi daha net duyuyorum.

O gün de öyle bir sabahtı. 25 yaşındayım ve hayatımın çoğunu not defterlerine dökmüş biri olarak, yine içimde dolup taşan şeyleri susturamıyordum. Köy yoluna doğru yürürken aklımda tek bir soru vardı: Keklikler hangi aylarda yumurtlar?

Bunu neden bu kadar merak ettiğimi o an ben de tam bilmiyordum. Belki çocukluğumdan kalan eksik bir şeydi. Belki de içimde bir yerlerde hâlâ büyümeyen bir çocuğun doğayı anlamaya çalışmasıydı.

Köy Yolları ve İçimdeki Sessizlik

Toprak yolun kenarında yürürken ayakkabılarımın çıkardığı ses bile bana fazla geliyordu. Her adımda sanki bir şeyleri bozuyordum. Oysa etrafta kimse yoktu. Sadece taşlar, kuru otlar ve uzaklarda keklik sesleri…

İlk kez o zaman fark ettim. Keklik sesi dediğim şey aslında bir çağrı gibi. Kısa, sert ve bir o kadar da dikkat çekici. İçime işleyen bir tarafı var. Sanki “buradayız” demiyorlar da “bizi gör” diyorlar.

O an içimde garip bir heyecan yükseldi. Çünkü doğayla ilgili öğrendiğim her yeni şey, hayatımda eksik kalan bir parçayı yerine koyuyormuş gibi hissettiriyordu. Ama aynı zamanda bir hayal kırıklığım da vardı; yıllardır yaşadığım şehrin içinde bu sesleri neden daha önce duymamıştım?

Keklikler Hangi Aylarda Yumurtlar?

Bu soruyu ilk kez bir köylü amcaya sorduğumda, bana uzun uzun bakmıştı. Sanki cevabı bilmiyormuşum gibi değil de, neden bu kadar önemsediğimi anlamaya çalışıyormuş gibi.

“İlkbaharda,” demişti. “Nisan gibi başlar, Mayıs’a doğru yoğunlaşır, bazen Haziran’a sarkar.”

O an zihnimde bir şeyler yerine oturdu. Kekliklerin yumurtlama dönemi aslında doğanın yeniden doğduğu zamanlara denk geliyordu. Nisan, Mayıs, Haziran… Yani toprağın yeniden nefes aldığı, otların yeşerdiği, havanın yumuşadığı aylar.

Bu bilgi basit görünüyordu ama bende büyük bir yankı uyandırmıştı. Çünkü o dönem benim hayatımda da bir şeylerin başlaması gerektiğini hissediyordum. Ama ne olduğunu bilmiyordum.

Kekliklerin yumurtlama dönemiyle kendi içimdeki boşluk arasında garip bir bağ kurmuştum o gün. Sanki onlar doğaya yeni hayatlar bırakırken, ben de kendi içime yeni bir yön bırakmaya çalışıyordum.

Baharın Sessiz Habercileri

Kayseri’nin yaylalarında bahar, bir anda gelmez. Yavaş yavaş gelir. Önce hava değişir, sonra toprak kokusu belirginleşir. Ardından keklikler ortaya çıkar.

Onları ilkbaharda daha sık görmek boşuna değilmiş. Çünkü keklikler yumurtlamak için güvenli ve saklı yerler arıyorlar. Nisan ve Mayıs aylarında dişiler, çalıların arasına, taş diplerine küçük yuvalar yapıyor. Haziran’a doğru bu döngü devam ediyor.

Bunu öğrendiğimde içimde garip bir huzur oluştu. Çünkü doğanın bile bir zamanı vardı. Hiçbir şey acele etmiyordu. Benim hayatım dışında her şey yerli yerindeydi gibi hissettim.

Ama o huzurun içinde başka bir şey daha vardı: kıskançlık. Doğa bu kadar düzenliyken, benim içimdeki dağınıklık neden bu kadar fazlaydı?

Kayseri’nin yaylaları

Yaylaya çıktığım gün hâlâ aklımda. Gökyüzü o kadar açıktı ki, bulutlar bile sanki fazla görünmek istemiyordu. Rüzgâr hafifti ama keskin bir serinliği vardı.

O sırada uzaktan bir keklik sürüsü gördüm. Bir an durup onları izledim. İçimde tarif edemediğim bir şey kırıldı. Belki çocukluğum, belki de yıllardır ertelediğim duygularım.

O an düşündüm: Bu hayvanlar Nisan’da, Mayıs’ta, Haziran’da yumurtluyor ve hayat devam ediyor. Ben ise sadece izliyordum.

O Yılın Baharı ve Kırılan Bir Umut

O yılın baharı benim için kolay geçmedi. İçimde sürekli bir eksiklik hissi vardı. Bir yandan mezun olmuş, yetişkinliğe adım atmıştım ama diğer yandan hiçbir şey tam yerine oturmuyordu.

Bir gün yine köy yoluna çıktım. Aynı yer, aynı rüzgâr, aynı sessizlik… Ama bu kez farklı bir şey vardı. Toprakta küçük izler gördüm. Keklik izleri.

Kalbim hızlandı. Çünkü o izlerin yanında küçük tüyler ve dağılmış ot parçaları vardı. Bir yuva olabileceğini düşündüm.

İçimde hem heyecan hem de korku vardı. Sanki yanlış bir şeye tanıklık ediyormuşum gibi. Ama yine de duramadım.

Keklik Yuvasını Bulduğum Gün

Çalıların arasına biraz daha yaklaştığımda onu gördüm. Küçük, neredeyse görünmez bir yuva. İçinde birkaç yumurta vardı.

O an nefesimi tuttum. İçimde bir şeyler çözüldü. Çünkü o yumurtalar bana hayatın devam ettiğini, hiçbir şeyin tamamen bitmediğini hatırlatıyordu.

Kekliklerin Nisan ve Mayıs aylarında yumurtladığını bilmek artık benim için sadece bir bilgi değildi. Gözümün önünde duran bir gerçekti. Haziran’a doğru bu döngünün nasıl devam ettiğini anlamak artık teorik bir şey değil, yaşanmış bir şeydi.

Ama içimdeki duygular karışıktı. Sevinç vardı, evet. Ama aynı zamanda suçluluk da vardı. Sanki onların mahrem bir anına denk gelmişim gibi hissettim.

O gün uzun süre orada kaldım. Sadece izledim. Hiçbir şeye dokunmadan, hiçbir şeyi değiştirmeden.

Doğaya Dair Öğrendiklerim

O günden sonra kekliklere bakışım değişti. Onlar artık sadece dağlarda gördüğüm kuşlar değildi. Bir döngünün, bir sabrın, bir zamanlamanın parçasıydılar.

Nisan ayında başlayan yumurtlama süreci, Mayıs’ta yoğunlaşıyor ve Haziran’a kadar devam ediyordu. Her şeyin bir düzeni vardı. Her şey bir sıraya bağlıydı.

Ben ise hâlâ kendi sıramı bulamamış gibiydim.

Ama garip bir şekilde bu düşünce beni üzmedi. Aksine hafiflettı.

Zamanla Değişen Duygularım

Şimdi geriye dönüp baktığımda o günlerin bana ne kattığını daha iyi anlıyorum. Keklikleri izlerken sadece bir hayvanı değil, kendi içimdeki boşlukları da görüyordum.

Bazen insan en çok doğada kendini fark eder. Çünkü orada yalan yoktur. Ne varsa odur.

Kekliklerin yumurtlama dönemi bana şunu öğretti: Nisan, Mayıs ve Haziran sadece takvimdeki aylar değil. Aynı zamanda bir başlangıcın, bir sabrın ve bir devamlılığın simgesi.

O günlerde hissettiğim hayal kırıklığı hâlâ içimde duruyor. Ama yanında bir şey daha var artık: umut.

Çünkü her bahar, her yumurta, her sessiz yuva bana aynı şeyi fısıldıyor. Hayat, fark etmesen de devam ediyor.

İlginizi Çekebilecek İçerik: Keklik susuz yaşar mı ?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
tulipbet