“Korsenin İngilizcesi Ne?”: Herkesin Sorduğu Ama Kimsenin Cevabını Bilmediği Bir Soru
Korsenin İngilizcesi ne? İşte bu soruyu, bir akşam arkadaşlar arasında söylenmiş sıradan bir espriden çıkarıp ciddi bir meseleye dönüştürmek, yalnızca benim gibi “her şeyi biraz fazla düşünen” bir adamın yapabileceği bir şeydir. İzmir’de bir kafede, klasik sohbetlerimizin ortasında birdenbire bu soruyu sordum. Bir anda herkesin kafasında uçuşan sorular, “Korsenin İngilizcesi ne?” dediğimde bir fırtına gibi patladı. Benim için sadece bir espri olan bu sorunun, sosyal medya üzerinde gündem olup olamayacağına kadar düşündüm. İşte, şimdi sizlere o sohbeti ve sonrasındaki derin felsefi düşüncelerimi paylaşmaya karar verdim.
Korsenin İngilizcesi: Basit bir soru, derin bir anlam
Düşünsenize, “korsenin İngilizcesi ne?” diyorsunuz. Kafada dönüp dolaşan birkaç soru daha var aslında. Korsan mı, yasa dışı denizci mi, yoksa hırsız mı? Eğer “korsan” dersek, o zaman acaba pirat mı demek gerekir? Ya da başka bir anlam taşır mı? Öyle ya, dil öğrenmek bazen sadece kelimeleri bilmek değil, onların tarihini, kültürünü, anlamını da çözmek.
Bir arkadaşım, “Bence pirate işte, direkt net,” dedi. Bunu duyduğumda içimden bir ses şöyle dedi: “Evet ama pirate sadece ‘korsan’ demek mi, yoksa o kültürel yükü taşıyan, denizde korsanlık yaparak hayatta kalmaya çalışan adamı da mı ifade ediyor? Hani şu, ‘Haydi çocuklar, batıya doğru yelken açıyoruz!’ diye bağıran tipler var ya, onları da mı kapsıyor?” Derken, herkesin kafasında bin bir tane anlam birikti.
Sonra birden bir iç sesim devreye girdi: “Ya, tam olarak ne demek istediğimi kimse anlamaz. Bunu ne kadar karmaşık hale getiriyorum!” Benim gibi, sürekli düşündükçe daha çok karmaşık hale gelen insanları anlamak, gerçekten zor.
Bir gün, bir espri, bir hayat dersi
İzmir’de her akşam farklı bir kafede, genellikle aynı arkadaş grubuyla buluşuruz. Bir akşam, yine gündelik sohbetlerden birinin ortasında “Korsenin İngilizcesi ne?” sorusunu sordum. O an herkes birdenbire sustu. Herkes biraz şaşkın bir şekilde birbirine bakıyor. O sırada kafedeki garson bizim masaya geldi. Bunu görünce hiç duraksamadan, sanki çok derin bir şeyler söylüyormuşum gibi cevap verdi: “Pirate mi demek istiyorsunuz?” dedi, yüzünde hafif bir gülümsemeyle.
Ve işte bu noktada o garsonun söyledikleri bana öyle bir düşündürdü ki, bir an da kendimi başka bir dünyada hissettim. Ya gerçekten de korsan olmak istesem ne yapardım? Hangi dili konuşur, hangi hayalleri kurardım? İşte tam o an, arkadaşım Cengiz, gözlerini büyük bir şekilde açarak “Pirate mi? Yani gemiyle mi gitsek?” dedi. Ben de dedim ki, “Evet, gemiyle gitmek için önce İngilizceyi öğrenmek gerek, değil mi?”
Tüm bunlar, “Korsenin İngilizcesi ne?” sorusunun ne kadar basit ve aynı zamanda ne kadar derin bir anlam taşıdığını gösteriyor. Bazen hayat, tam da böyle beklenmedik anlarda durup düşünmeye başlar. Bunu fark ettiğimde, o akşamki sohbetin aslında bana ne kadar şey öğrettiğini fark ettim. Demek ki bazen en basit şeylerden, en büyük dersler çıkarılabiliyor.
İngilizceyi Öğrenmek ve Korsan Olmak: Hangi Dil Gerekiyor?
Gelelim, bu soruyu daha da derinleştirdiğimiz o fantastik anıya. Bize doğruyu söylemek gerekirse, İngilizceyi öğrenmek istemek, “Korsenin İngilizcesi ne?” sorusuyla başlamış olabilir, ama aslında bu durum kendini başka bir soruya çevirdi: Korsan olmak için hangi dili konuşmak lazım? İngilizce mi, yoksa başka bir dil mi? Herkesin aklında bir “pirate” imgesi olsa da, hiç düşündük mü, belki de İspanyolca ya da Fransızca bilmek daha avantajlı olabilir?
Bir gün bir korsan ile karşılaşsaydım ve ona “Hi there! How’s the weather today?” diye sorsaydım, ne olurdu? Bu düşünceyle kafamda farklı senaryolar canlanmaya başladı. Ne yapardım? Örneğin, geminin kaptanı, yaşlı bir amca ya da biraz daha genç, az biraz saçını savurabilen biri olabilir. Ama sormam gereken asıl soru şu: “Eğer bir korsan İngilizce bilseydi, biz de korsan olabilir miydik?”
Tabii ki, bütün bunlar gerçek hayatta gerçekleşmezdi, ama korsan olmak ve İngilizce öğrenmek arasında düşündüğüm kadar benzerlik olabilir miydi? Belki de evet, her ikisi de özgürlük arayışıydı. Birisi okyanuslarda, diğeri ise kültürler arasında.
Yazılımcı Mı Korsan mı? Sadece Sözlü Savaşlar Başlar
Bir gün, bir yazılımcı arkadaşım ile sohbet ediyordum. Konu şuna geldi: “Bir korsan olmak istesem ne yapardım?” İşte, o an da gerçekten içimden bir ses “İyi de, korsanlar yazılımcı olmuyor, sen bilgisayar korsanı mısın?” diye sormam gerektiğini düşündüm.
Yazılımcı arkadaşım bu espriyi tam yerinde yakaladı: “Evet, bir korsan olduğumda, bir yazılım korsanı olurdum. O zaman pirat olmaktan çok, yazılımsal olarak korsanlık yapmak daha mantıklı olurdu. Zaten okyanusta gemiyle gezmek de zor,” dedi. Bir yandan gülümsesem de, kafamda bu espriyi hemen içsel bir derse dönüştürmeye başladım.
Bir yazılımcı, korsan olmaktan çok, kelimenin gerçek anlamında “korsan” olmanın değerini anlayabilir. Ancak burada tek bir soru var: Ne kadar eğlenceli olabilir ki? Eğer korsan olmayı seçseydim, belki gerçekten de okyanusları geçip büyük hazineler bulmuş olurum, ama öyle bir dönemdeyiz ki, internet üzerindeki hazine, “yazılımsal korsanlık” gibi çok daha etkili olabilir.
Sonuç: Hayat, Düşündüğümüz Kadar Karmaşık Olmuyor
“Korsenin İngilizcesi ne?” sorusunu bir espriyle başladık, ama aslında bu, hayatın karmaşıklığını da yansıtan bir soru oldu. İnsan bazen basit bir soru sorarken, hiç beklemediği yerlere gidebiliyor. Bunu fark ettiğimizde, yaşamın ne kadar eğlenceli olduğunu bir kez daha anladım. Hem de İzmir’de bir kafede, arkadaşlarımla, sıradan bir sohbetin içinde.
Şimdi soruyorum: Korsanın İngilizcesi neydi? Pirate mi? Yoksa belki de sadece bir arayışın başlangıcı, kim bilir?