Kılıbık Kimin Eseri? Bir Hikâye ve Bir Edebiyat Efsanesi
Birçoğumuzun çocukluk yıllarından hatırladığı, okul kitaplarında okuduğumuz, bazılarımızın ise yaşadığı kılıbıklık, özellikle erkekler arasında mizahi bir biçimde işlenmiş bir kavramdır. Hadi gelin, bu terimi biraz daha derinlemesine keşfedelim ve “Kılıbık kimin eseri?” sorusunu cevaplayalım. Tabii ki, öncelikle “Kılıbık”ı kim yazdı, ondan başlayalım.
Kılıbık Kimin Eseri? Haldun Dormen’in Ünlü Oyunu
“Kılıbık” denince, akla gelen ilk isim hiç şüphesiz Haldun Dormen’dir. 1980’li yıllarda yazdığı bu eser, tiyatro sahnelerinde oldukça ilgi görmüş ve büyük bir başarı yakalamıştır. Haldun Dormen, Türk tiyatrosunun en önemli isimlerinden biridir ve “Kılıbık” eseri de onun mizahi ve toplumsal eleştiriyi birleştiren eserlerinden biri olarak öne çıkar.
Ancak, eserin içeriği biraz daha farklıdır. Haldun Dormen, “Kılıbık”la sadece mizah yapmayı amaçlamamıştır. Eserdeki kılıbıklık, aslında daha derin bir toplumsal eleştirinin kapılarını aralar. Kadın ve erkek ilişkilerindeki güç dinamikleri, toplumsal rollerin iç içe geçmişliği gibi konuları irdeleyerek, bu kavramın ironik bir şekilde ele alınmasına olanak sağlar. Kısacası, “Kılıbık” kimin eseri diye sorarsanız, cevabınız kesinlikle Haldun Dormen olur.
Kılıbık Kavramı: Kimdir Kılıbık, Ne Yapar?
İlkokul yıllarında hepimiz “kılıbık” kelimesini duyduğumuzda, aklımıza çok net bir imaj gelirdi: Evinin her işini yapan, kadının sözünden çıkmayan, onun her isteğini yerine getiren bir erkek. Bu imaj, o dönemin toplum yapısına uygun bir şekilde kabul görse de, günümüzün modern dünyasında oldukça tartışmalı bir hale gelmiştir.
Peki, “kılıbık” dediğimiz kişi aslında sadece “eşine her türlü itaat eden” biri midir? Evet, bu klasik tanım doğru, ancak bir o kadar da basittir. Gerçekten, kılıbıklık, toplumdaki cinsiyet rollerine dayalı olarak şekillenen bir özellik midir? Yoksa bir ilişkideki güç dinamiklerini gösteren daha karmaşık bir durum mudur?
Kıbıklık, genelde bir erkek tipi olarak karşımıza çıksa da, aslında her iki cinsiyetin de benzer roller üstlendiği, geleneksel toplumların kültürlerinde derin kökleri olan bir kavramdır. “Kılıbık kimin eseri?” sorusunu sadece tiyatro eserine değil, toplumsal yapıya ve o yapıyı şekillendiren değerlerimize de bakarak yanıtlamak gerekir.
Kılıbıklığın Günümüz Hayatındaki Yeri
Kıbıklıkla ilgili yazılı kaynaklarda ve gündelik hayatta hep aynı tipoloji ile karşılaşırız: Aşırı teslimiyetçi, karar verme yeteneğini kaybetmiş bir erkek. Bu tip, genelde çevresindekiler tarafından hor görülür ve çoğu zaman gülünç bir figür haline gelir. Ancak, modern toplumda, bu tür karakterlerin daha derin bir boyutu olduğu da gözlemleniyor.
Bir işyerinde yöneticinin aşırı talepkar ve dominant bir tutumu, evde eşin her istediğini yerine getiren bir adamın “kılıbık” olarak adlandırılmasına yol açabiliyor. Ancak, bazen bu “kılıbık” figürler, toplumun dayatmalarına karşı sessiz bir başkaldırı gibi de yorumlanabilir. Belki de bu, o erkeğin kendi içsel dünyasında bir tür denge kurma çabasıdır. Hem toplumun beklentilerine uymak, hem de kendi eşine karşı sevgi ve saygı göstermek isteyen biri, sıkça bu tür etiketlerle anılabiliyor.
Bir zamanlar çalıştığım ofiste, her sabah eşine büyük bir sevgiyle kahvaltı hazırlayan, akşamları ise iş dönüşü ona güzel bir akşam yemeği pişiren bir arkadaşım vardı. O dönemde “Kılıbık” kelimesi hep kafamda dönüp duruyordu. Arkadaşım, sevgi ve saygı göstermek adına, yaptığı her şeyin sonunda eşinin mutlu olduğunu görmek için çaba sarf ediyordu. Ancak, bazıları onu eleştiriyor ve “O kadar da kılıbık olunmaz ki” diyordu. Bir noktada, belki de çoğu kişinin bunu “kılıbıklık” olarak değerlendirdiği bir davranış, o kişinin ilişkisini güçlendiren bir unsur oluyordu.
Kılıbık Olmak: Toplumsal Değişim ve Kişisel Tercihler
Günümüz toplumunda kılıbıklık, kimi insanlar için hala bir aşağılık olarak algılanabiliyor. Ancak, biraz da kişisel tercihler ve özgür irade meselesi haline geliyor. Kendisini “kılıbık” olarak tanımlayan biri, aslında toplumun ve kültürün, bireyin kişiliğini şekillendiren katı normlarını sorgulamayı tercih edebilir. Çünkü sevgi, saygı ve eşitlik gibi değerler, sadece ilişkilerde değil, genel toplumda da herkesin yaşam biçimini şekillendirmelidir.
Sonuçta, “Kılıbık kimin eseri?” sorusunun cevabı, sadece bir yazarın ya da bir tiyatro eserinin değil, aynı zamanda geçmişten günümüze gelen toplumsal değişimlerin bir sonucudur. Kılıbık olmak, sadece bir kişiyle ilgili değil, toplumun o kişiye yüklediği rollerle ilgili bir meseledir. Haldun Dormen’in eseri, bu toplumsal yapıyı irdeleyen ve mizahi bir biçimde ele alan bir dönüm noktasıdır. Kılıbıklık, sadece cinsiyet rollerinin ve bireysel seçimlerin bir yansımasıdır ve belki de daha geniş bir toplumsal özgürlük arayışının simgesidir.